XII. BÖLÜM Sürüngenlerin Kuşlara Evrimleşmesinin İmkansızlığı ile İlgili İtirafları Evrimin imkansız senaryoları, karaya çıkan ve sürüngene dönüşen canlıların uçmaya başlayarak hava canlılarını oluşturmalarını gerektirir. Evrimciler kuşların mutlaka bir şekilde evrimleşmiş olduklarına inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden evrimleştiklerini iddia ederler. Oysa kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeli ile açıklanabilir durumda değildir. Herşeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik olan kanatlar evrim teorisi için çok büyük bir çıkmazdır. Evrimciler bizzat kendileri bir sürüngenin uçabilmesinin imkansızlığını ve bu iddianın fosil kayıtlarıyla çeliştiğini şöyle dile getirmektedirler. W. E. Swinton (İngiliz Doğa Tarihi Müzesi):
Alan Feduccia:
Evrimci John E. Hill ve James D. Smith:
Robert L. Carroll (paleontolog):
Sinosauropteryx adlı fosil üzerinde yapılan detaylı analizler ise, "kuş tüyü" olarak tanıtılan yapıların tüylerle ilgisi bulunmadığını göstermişti. Science dergisinde yayınlanan "Plucking the Feathered Dinosaur" (Tüylü Dinozorun Tüylerini Yolmak) başlıklı bir makalede şöyle deniyordu:
Sürüngen Pullarının Kuş Tüyüne Dönüşmesinin İmkansızlığı İle İlgili İtirafları Evrimciler sürüngen pullarının mutasyonlar ve doğal seleksiyon ile zaman içinde kuş tüylerine dönüştüğünü iddia ederler. Oysa bu evrimcilerin de itiraf ettikleri gibi fizyolojik ve anatomik açıdan imkansız bir dönüşümdür. Çünkü sürüngen pulları ve kuş tüyleri birbirinden tamamen farklı yapılara sahiptirler. A. H. Brush (Connecticut Üniversitesi'nde Fizyoloji ve Nörobiyoloji Profesörü):
Alan Feduccia (Ünlü kuşbilimci):
Prof. Barbara J. Stahl (Evrimci paleontolog):
Hayali Ara Form Archaeopteryx Hakkındaki İtirafları Evrimciler, "tek kanatlı", "yarım kanatlı" fosillerin neden bulunamadığı sorusu karşısında özellikle bir canlıdan söz ederler. Bu, hala ısrarla savundukları az sayıdaki ara-geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archaeopteryx isimli fosil kuştur.
Evrimcilere göre günümüz kuşlarının atası olan Archaeopteryx, 150 milyon yıl önce yaşamıştı ve bazı sürüngen karakterlerine sahip olan "yarım" bir kuştu. Bu hikaye hemen her evrimci yayında anlatılır. Oysa Archaeopteryx fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu canlının kesinlikle bir ara-geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermektedir. Archaeopteryx'in sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun ve yarı dinozor-yarı kuş bir ara-geçiş formu olmadığının delilleri kısaca şöyle sıralanabilir: 1. Bu canlının "sternum"unun yani göğüs kemiğinin uçan kuşlardaki yapıda olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archaeopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük bir şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archaeopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde ". göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor" 221 deniliyordu. Bu bulgu Archaeopteryx'in tam uçamayan bir yarı kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı. 2. Öte yandan, Archaeopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archaeopteryx'in günümüz kuşlarından farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. 3. Evrimcilerin, Archaeopteryx'i ara-geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağızlarındaki dişleridir. Ancak bu özellikler canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Taouraco ve Hoatzin'de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archaeopteryx'in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir. Archaeopteryx'in ağızındaki dişleri de yine canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu söyleyerek kasıtlı bir aldatmaca yapmaktadırlar. Oysa dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bir kısmının yoktur. Daha da önemli olan nokta dişli kuşların da Archaeopteryx ile sınırlı olmamasıdır. Fosil kayıtlarına baktığımızda Archaeopteryx ile aynı dönemde veya Archaeopteryx'ten sonra ve hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz. Daha da önemlisi Archaeopteryx'in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları olan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. 4. Archaeopteryx ve Diğer Eski Kuş Fosilleri: 1995 yılında Çin'de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü'nde araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog, Confuciusornis olarak isimlendirdikleri yeni bir fosil kuş keşfettiler. Archaeopteryx ile aynı yaştaki bu kuşun dişleri yoktu, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşları ile aynı özellikleri göstermekteydi. İskelet yapısı da günümüz kuşları ile aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archaeopteryx'te olduğu gibi pençeler vardı.
Çin'de Kasım 1996'da bulunan bir başka fosil ortalığı daha da karıştırdı. 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis isimli bu kuşun varlığı Hou, Martin ve Alan Feduccia tarafından Science dergisinde yayınlanan bir makale ile duyuruldu. Tüm yönleriyle bu kuş günümüz kuşlarından farksızdı ve Archaeopteryx ile aynı yaştaydı. Tek farkı ise ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum dişli kuşların hiç de evrimcilerin iddia ettikleri gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu. Archaeopteryx ile ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise Eoalulavis oldu. Archaeopteryx'ten 30 milyon yıl daha genç, yani 120 milyon yaşında olduğu söylenen Eoalulavis'in kanat yapısının aynısı, günümüzde yavaş bir şekilde uçan kuşlarda görülüyor. Bu da 120 milyon yıl önce günümüzdeki kuşlardan birçok yönden farksız canlıların göklerde uçmakta olduklarını ispatlıyordu. Bu bilgilerin ışığında Archaeopteryx veya ona benzeyen diğer kuşların birer ara-geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış oldu. Fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermiyordu. Aksine günümüz kuşlarının ve Archaeopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlıyordu. Aslında evrimcilerin birçoğu da Archaeopteryx'in bir ara form olamayacağının, sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun farkındadır. Örneğin bugün evrim teorisinin dünyaca ünlü savunucularından Harvard paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archaeopteryx'in farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir "mozaik" canlı olduğunu, ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.222 Evrimci Nature dergisinde ise Archaeopteryx'in yeni bulunan fosili ile birlikte, bu kuşun henüz uçamayan yarı sürüngen yarı kuş bir canlı olmadığının, aksine uçabilen bir kuş olduğunun anlaşılması şöyle anlatılıyor:
Alan Feduccia:
John H. Ostrom (Yale Üniversitesi, Jeoloji Kürsüsü profesörü):
Science dergisi:
Carl O. Dunbar (Ünlü paleontolog):
Larry Martin:
N. Hotton:
Richard L. Deem (Amerikalı biyolog):
Evrimciler Sineklerin Kökenini Açıklayamadıklarını da İtiraf Ederler Evrimciler, dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ederken, sinek avlamak için ön ayaklarını birbirine çırpan bazı dinozorların "kanatlanıp havalandıklarını" öne sürerler. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, sadece hayal gücünün ürünü olan bu teori, aynı zamanda çok basit bir mantık çelişkisi de içermektedir. Çünkü evrimcilerin burada uçuşun kökenini açıklamak için gösterdiği örnek, yani sinek, zaten mükemmel bir uçma yeteneğine sahiptir. İnsan saniyede 10 kere bile kolunu açıp kapayamazken, bazı sinekler saniyede ortalama 1000 kez kanat çırpma yeteneğine sahiplerdir. Üstelik her iki kanadını eş zamanlı olarak (aynı anda) çırparlar. Eğer kanatların titreşimi arasında en ufak bir uyumsuzluk olsa sinek dengesini yitirecektir, ama hiçbir zaman böyle bir uyumsuzluk olmaz.
Evrimciler ise, sineğin bu mükemmel uçuş yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını açıklamaları gerekirken, sineği, çok daha hantal bir varlığın, yani sürüngenin uçuşunun nedeni olarak gösteren hayali senaryolar üretmektedirler. Sinekteki üstün özellikleri ve bu konudaki açmazlarını evrimci Wootton Robin (İngiliz biyolog) şöyle itiraf eder:
Pierre Paul Grassé (Fransız zoolog):
| |||||
5 Eylül 2007 Çarşamba
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)